Avrupa’daki Şerefiye

Avrupa’daki Şerefiye

1960′lı yıllarda bir kaç ay çalışıp gelmek için Avrupa’ya gidilecekti. Para biriktirip gelinecekti. Ama zamanla oraya yerleşildi ve hatta oraların vatandaşlığına geçildi…

Şerefiye Köyü’nden de Avrupa’ya gidenler oldu. Hemen dönenler de oldu, orada kalanlar da. Hatta köyün neredeyse yerleşik nüfusu kadar Avrupa’da da vatandaşları bulunmaktadır. Başta Avusturya olmak üzere, Almanya, Fransa, Hollanda gibi Avrupa ülkelerine yerleşmiş gizli bir Şerefiye daha bulunmaktadır…
Viyana Serüveni

“Doğduğun yer değil, doyduğun yer!” demiş atalarımız.

Köyümüz halkının yurt dışına çıkışı, ilk olarak 22 Ekim 1962 yılında üç kişinin Viyana`ya gelmesi ile başlar. Yaş sırasına göre bu şahıslar: Merhum Selahattin Yılmaz (Zelat), Sayın İsmet Öztürk (Zemzemoğlu) ve Sayın Ziya Taşkın`dır.

Merhum Selahattin Yılmaz, Viyana da fazla kalmadan, iki üç yıl sonra Türkiye`ye döner.

Sayın Ziya Taşkın da, bir süre Viyana da kaldıktan sonra; Fransa`ya, oradan da Almanya`ya geçerek yaşamını o ülkelerde devam ettirir.

Gurbetçilerimiz için Avusturya (Viyana), diğer ülkelere geçiş için köprü görevi görür. Daha sonraki yıllarda Avusturya`ya gelenlerin bir kısmı da aynı şekilde bir süre Viyana da kaldıktan sonra; Almanya, Fransa ve Hollanda´ya giderler. Adı geçen ülkelere gidenler zaman içerisinde; yakın akrabalarını, eş-dost ve tanıdıklarını da yanlarına alarak her geçen gün sayıları artamaya başlar. Bu durum zincirleme olarak 1969 – 1970 yıllarına kadar devam eder.

Viyana`dan, diğer ülkelere geçiş nedeni, o ülkelerde gelir düzeyinin daha yüksek olmasından kaynaklanıyordu. Hatta 1962-1963 yıllarında Türk lirası, Avusturya şilinin üç katıydı. Yani 1 Avusturya şilini = 33 kuruş.

İlk gelenlerden Sayın İsmet Öztürk ise, Viyana da kalarak “KALLINGER” adında bir inşaat firmasında uzun yıllar çalışır. Bu arada, firmada iyi bir konuma gelen Sayın Öztürk, iş yeri yetkilileri ile yaptığı sözleşmelerle Türkiye`den davetli işçi getirilmeye başlanır.  (Halk arasında buna “istek” denilirdi. Kaydını yaptıranlar firmanın göndereceği “istek kağıdı”nı beklerlerdi.)

Sayın Öztürk aracılığı ile davet ettirme durumu köyün kapasitesini aşarak çevre köyleri de kapsamına aldı. Hatta, il sınırlarını da bunun içine alabiliriz. Bu hareketlilik periyodik olarak 1967-1968 yıllarına kadar devam etti.

1970`li yıllara kadar yurt dışında çalışanlar, ailelerinden ayrı tek başına yaşamlarını devam ettirdiler. Birinci kuşak diye adlandırdığımız eli öpülesi büyüklerimiz; vatanından uzak, eş-dost ve akrabalarından ayrı, yurt özlemiyle gurbetin çilesini çekmişlerdir.

Genelde inşaat firmasında (Kallinger) çalıştıklarından kışın iki – üç ay köyde kalırlar; firmanın tekrar işe alıp almayacağı sıkıntısını yaşarlardı.

O zamanlar, Avusturya makamlarınca sadece yıllık oturma izni verildiğinden bu da  ikinci sorunu teşkil ediyordu. Zaten, oturum ve iş izni birbiriyle doğru orantılıydı.

İzin süresince daha çok bu sorunlar konuşulurdu. Tabii ki, Viyana anılarını da anlatmayı anlatmayı ihmal etmezlerdi. Bir de: “Bir ev, arsa veya tarla, çocuklarımın geleceği için biraz sermayem oldu mu, daha ne işim var orada!” derlerdi.

Derlerdi demesine de; bazen evdeki hesap çarşıya uymuyordu.Bir ölçüde amaçlarına  erişmişlerdi, lakin başka sorunlar çıkmıştı ortaya. Aradan geçen süre içerisinde çocuklar büyümüştü ve onlara iş olanağı sağlamak gerekiyordu. Bir kısmı “Bu kadarı bize yeter!” diyerek kesin dönüş yaptı. Bir kısmı da, çocuklarını yanına alarak onlara iş olanağı sağladılar.

Bu arada; diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Viyana da da işsizlik hissedilmeye başlamıştı. 1974 yılında baş gösteren petrol krizi işsizliği iyice körüklemiş, birinci kuşak için de geriye dönüş başlamıştı.

Bundan sonrasına artık ikinci kuşak diyebiliriz.

İkinci kuşakla birlikte yaşam şekli de değişmeye başladı. Daha önceden evli olanlar ailelerini yanlarına alıyor, sonradan yuva kuranlar da aynı yolu izliyordu.

Lakin, ailece yaşam beraberinde bazı sorunları da getirdi. Örnek: Ev sorunu, iş sorunu, harcamaların artması, çocukların bakımı, okul sorunu gibi… En önemli sorun da, çocukların bakımı idi. Çözüm olarak; çocukları daha bebek yaşlardan itibaren, Türkiye`ye büyüklerin yanına gönderdiler. Zamanla bu uygulamanın olumsuzlukları ortaya çıkınca, bir nevi yöntem değişikliği ile bu kez büyükleri yanlarına alarak çocuk sorununun halline çalışıldı.

Süreç içerisinde 1970`li yıllarda gelenlerin de yaşı ilerledi. Büyükanne-dede oldular. Kısmen de olsa çocuk bakımı aile içinde halledildiği gibi, yuvaya gönderme alışkanlığı da başlamış oldu.

1980´in ilk yıllarında tüm Avrupa ülkelerinin, Türkiye`ye vize uygulamasıyla, bizzat 1985´den sonra Avusturya`ya yoğun bir şekilde turist akını başladı. Gelenlerin bir ikisi dışında geriye dönen olmadı. Bir şekilde iş olanağına kavuştular.

Birinci kuşaktan sonra, ikinci kuşakta da kesin dönüşle ilgili hesaplar yapılıyor, fakat pek dönen de olmuyordu. Çünkü dönmelerini güçleştiren nedenler vardı. Bu nedenler: Aile bütünlüğünü korumak, sosyal haklar,  sağlık, uyum sorunu…

1990`lı yıllardan sonra istemeyerek de olsa düşünceler yavaş yavaş değişmeye başladı. Daha iyi yaşam koşullarına erişmek için, “Doğduğun yer değil, doyduğun yer!” sözü bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Buraya kadar sorunlardan ve sorunların çözümünden bahsetttik. Üçüncü kuşakla birlikte bu sorunların büyük bir kısmı kendiliğinden çözülmüş oldu. Hatta, “Doğduğun yer değil, doyduğun yer!” sözü de önemini yitirmiş oldu. Çünkü onlar burada doğdular, burada büyüdüler, eğitimlerini burada aldılar. Görünen o ki yaşamlarını da burada devam ettirecekler.

Evet, üç kişi ile başlayan “VİYANA SERÜVENİ” başlıklı yazımıza 400`ü aşan nüfusumuzla son veriyoruz.

Artvin ———- Şerefiye

Şerefiye ———- Viyana

Viyana ———- ???